Çarşamba, Kasım 30, 2011

2. Kum




Paris, Texas filmini izledim dün gece. Kurgunun yapıta engel olduğu bir film sanki bu. Belki de romandan uyarlayan senaristin acemiliği, ama olsun, iyi... Nastasia Kinski ile aynalı camın ardından konuşmak: Kendi suretinden başka bir şey göremeyen Kadın’ın, Adam’ın sesiyle içe doğru kırılışı, dış sesin iç sese evrilişi, kadının içe ve giderek karşısındaki erkeğe doğru yönelişi; en nihayet onu görmesi. Hem safkan sinemanın kendini hatırlatışıyla hem de kadın-erkek üzerine esaslı yorumuyla, unutamayacağım bir sahne. Kill Bill’i anımsattı bana hikaye, orda roller biraz daha farklı. Ama dedim ya, hakkıyla kotarılamamış bir film, gereksiz uzuyor kimi sahneler; iyi oyunculuklara rağmen. Bir de şu; adam kadına geldiği sıra arkaplandaki binanın penceresinden kameraya el sallayan iki insan! Olsun, iyi.

Mizah yazılarıyla başladığım blog neden farklı kulvarlara doğru gitmiş? Sürekli mizah; sürekli gülen, sürekli şakalar yapan bir adama işaret ettiği için mi? Bu da var şüphesiz, ama bu bir neden değil sonuç olmuş bende. Dünyaya teleskopla bakmak: Yorucu, sıkıcı ve gereksiz bir eylem olduğuna usta mizahçılar da inanmış olacaklar ki, hepsi farklı alanlarda da ürün vermişler. Bu yüzden Usta’dırlar zaten.

Blog uzmanları(?) tek bir konuya yoğunlaşın, o konuda uzmanlaşın derken kime neyin öğüdünü veriyorlar acaba? Blog, her şeyden ama her şeyden önce gitgide kalınlaşan bir insan sureti değil mi? Tek bir konuda yazan ya da paylaşım yapan kişi, çok sıkıcı, çok yavan bir insan izlenimi yarattığının farkında mı? Farkındaysa mesele yok, dilediği gibi... Tabii bir de bir kişinin blogunu –diyelim birkaç yıllık- okuyup o kişinin yine de tanınamayacağını iddia edenler var. Akıl alır gibi değil doğrusu. Bu konuya dönmeliyim...

Kumları eşelemek; nereye çıkarsa çıksın...




0 pide, 1 ayran: