
RockBlues erbâbı. Gitarından ayrı düşmüş ruhları her zaman aynı tılsımla yamacına çağıran efsanevi dağ. Yalnız müziğiyle değil varlığıyla da, sisli Ankara gecelerini aydınlatan platin deniz feneri.
Çaldığı barda etrafını sarıveren dinleyicileriyle sohbet edişlerinde, yavrularını besleyen gri bir şahine benziyor uzaktan. İki bira belki biraz rakıyla çakırkeyif olmuş, kendisini ilk kez dinlemekte olan genç kişi; konser öncesi, arası ve sonrasında hemen yanıbaşında gördüğü Bağcıoğlu’na bir şeyler söyleme ihtiyacı hisseder; bu, şüphesiz bir sığınma ihtiyacıdır. Süleyman Bağcıoğlu; ne kadar büyükse o kadar alçakgönüllü:
- Ağbi, muhteşemsin gerçekten..
- Ağbi çok sağol... N’aber ağbi?
Ankara, 25 yıldır bu güzel Ağbi’nin gitarıyla doyuyor...
'Caz'ın grafik izdüşümü nasıl aniden zenciler, saksafon, siyah gözlükler getiriverirse gözünüzün önüne, işte “Rock” dediğinizde de Süleyman Bağcıoğlu, anıtsal görüngüsüyle öyle iniverir belleğinize. Kendine her daim yakıştırdığı o Blues söyler giysileri içinde; Süleyman Bağcıoğlu -ismiyle müsemmâ- bakmasını bilene çok ağır tahribattır.
Konser mekanına grup arkadaşlarından daima önce gelir. Kesenkes kendi amfisiyle, kendi Fender’ıyla çalar. Cilâsız çizmelerini sahneye ilk basışı; zorluklara, tüm çirkinliklere, o bütün belalara isyanı başlatan yavuz kumandan edasındadır. O andan sonra yüzünün tüm hatlarında derinleşen yüksek ciddiyeti; sanatına duyduğu hissiyatı merak edenlere dostça ve kardeşçe bir yanıttır. Şimdi artık, Rock zamanıdır.
'Yes and an old guitar is all he can afford
When he gets up under the lights to play his thing'
Süleyman Bağcıoğlu bizlere, sahnenin kutsal bir yer olduğunu her seferinde yeniden ve yeniden anımsatır. Gecenin en kritik saatleri devrildikçe devleşir, sahnede gitgide gümüşten bir aslan heykeline dönüşür. İnce uzun bir parçanın –Hendrix mesela- zorlu rifflerinde, gözlerine imge inmiş gibi başını şöyle bir silkelerken, yelelerinden saçılan yıldızları gençler; dizinin tam dibinden toplarlar. Yeniyetme solistlere taş çıkartan puslu sesiyle kimi parçalara eşlik ettiğinde, Süleyman Bağcıoğlu; gitarını büsbütün gecenin kuru kalbine doğru doğrultur.
Sahnede kaldığı her saniye ayrı ayrı öğretiler barındırır. Sert şarkılardaki vakurluğu ve sarsılmaz konsantrasyonu, uçarı parçalarda yerini “dünya –sahiden- varmış!” dedirten, “karamsarlığa mahal yok!” dedirten geniş, ulvi gülümsemelere bırakır. Hele bir de o gece neşesi tam yerindeyse, başının üzerinden aşırarak ensesinde çaldığı ırmak gitarıyla sanki: “Biz bu gitarı her koşulda çalarız!” haberini, uçurur gibidir, gerekli mercilere...
Sonra; sonra yakıp da gitarının tellerine kondurduğu o sigarası...
Süleyman Bağcıoğlu; Ağbi, yanan gitarın...
1- Dün gece bir esintiyle yazma girişiminde bulunduğum bu yazı –bilenler bilir- taslaktır. Günün birinde layıkıyla yazabilmek ümidiyle...
2- Bağcıoğlu’nun Youtube’da kimi videoları mevcut, ancak daha temiz bir kayıt dinlemek isteyenlere Yavuz Çetin anısına yapılan "Gitarın Asi Çocukları" adlı albümde yer alan “Biter miyiz?” parçasındaki gitar sololarını önerebilirim. Canlı dinlemek isteyenler; şu adresten güncel bilgilere ulaşabilirler: suleymanbagcioglu.blogspot.com
0 pide, 1 ayran:
Yorum Gönder