Perşembe, Aralık 09, 2010

Sosyal medyada ünlü olmak bir nedir?

Madem hiç bahseden yok, biz yine sosyal medya diye isim taktıkları şey üzerine sohbet etmeye devam edelim...

Medya okumada altın bir kural vardır: Medyanın ürettiği enformasyonu, haberi bozup öncelikle ‘neden’ onun haber olduğu üzerine yepyeni bir kurgu yaparak işe koyulmak gerekir. Haberin ‘nasıl’ sunulduğu ikinci, üçüncü aşamalardır. Bu sularda kalmak sizi hiçbir zaman olayın aslına taşımaz, taşıyamaz. “Nasıl?”dan önce “Neden?” sorusunu sormalıyız.

‘Sosyal medya’ adı verilen kavramı da buradan hareketle bozup, olguyu yerinde yeniden yapılandırarak ancak olan-biten hakkında elle tutulur bir fikir sahibi olabiliriz. Daha önce Facebook üzerine yazdığım yazılarda Facebook özeline girmiştim: http://kedikumu.blogspot.com/2009/09/dablyu-dablyu-trrrrney-lan-bu.html

Bu kez gelin
Twitter örneği etrafında biraz gezinerek konu üzerinde yeniden düşünelim...

Medyanın asıl amacı dezenformasyon değil, kitleleri düşünme yetisinden mahrum bırakmaktır. Buna
‘akıllı köprü arayıncaya kadar, deli suyu geçer’ de diyebiliriz. Yani halk sosyal medyada nasıl ünlenirim, nasıl takipçi sayımı artırırım, nasıl hoşça zaman geçiririm diye düşünedursun, onlar bu sayede hedeflerine çoktan varmaktadırlar.

Twitter ve Facebook gibi medya enstrümanları tıpkı televizyon gibi kitleleri bir araya getirme görevini başarıyla üstlenen araçlardır. Uçsuz bucaksız internette (www) dağınık bir şekilde gezinen kullanıcıları bir araya toplamak için piyasaya sürülmüşlerdir, asıl amaçları budur. Böylelikle pazarlama, dezenformasyon, kişileri takip (matrix), davranış biçimlerini gözlemleme ve kitle yönetimi tek kaynak üzerinden ve oldukça keskin verilerle sağlanır hale getirilmiş olur. (Sosyal medya denen programda (bana göre yayından derhal kaldırılmalıdır) Serdar K.’nın “Twitter ne ola ki?” diye soran Hakkı Devrim’e kullanıcıların demografik özelliklerini ve tüm davranış biçimlerini ölçümleyen bir sitenin verileriyle cevap verme çabasını not edelim) Facebook’ta, Twitter’da “sesimizi duyuralım arkadaşlar!” diye çığırtkanlık yapanlar, tüm arkadaşlarını oralara davet edenler nerede dolaştıklarının farkında değildir. Olayı bozup yeniden yapılandırma yani düşünme kabiliyetinden yoksun bırakılmış sürülerdir.

Kitle oluştuktan sonra geriye o kitlenin kendi içinde
‘yönetimi’ kalır. Kitle yönetilmeli, tıpkı magazinle uyutulurken şöhrete ve lükse gıpta etmesi arzulandığı gibi kitlelerin bir illüzyonun peşinden koşması sağlanmalıdır. Gecekondu kızlarının bir gecede şöhret edilip para ‘kazandırılması’ (kazanması değil) ‘bir zamanlar fakirdiler’ haberleriyle kitlelere de ‘umut’ aşılanması, böylece çemberin dışına çıkmadan bir kemiğin peşinde koşarak dönmeleri istenir.

‘Sosyal medyada ünlenmek’ –artık- çok açık olarak yukarıda kabaca bahsettiğimiz durumun bir sonucudur. Gecekondu kızlarına sunulan fırsatın aynısının bir tekrarı net bir şekilde herkesin gözü önünde cereyan etmektedir. Popüler olmanın ne anlama geldiğini bilmeyen bir kitle için, popülarite ve popüler olanlar daima çekicidir. Bu konularda yazmamın asıl sebebiyse tam da buradadır. Kendimi sorumlu hissediyorum. Hiç kimsenin bahsetmediği ve bazılarının özellikle korktuğu, kaçındığı konularda yazmayı kendime borç sayıyorum.

Tane tane anlatmalı... Medyası egemenlerce yönetilen bir dünyada popüler olmak demek ‘seçilmiş kişi’ olmak anlamına gelir. Yüzde 1 dahi etmeyecek istisnalar bu tablonun dışında kaldığı gibi, aslen medyanın halkla ilişkiler enstürmanıdırlar.
“E ama bak o çok aydın birisi, o da popüler. Demek ki diğer gecekondu kızı da iyi” algısını yaratmak için yelpazenin arasına serpiştirilirler.

Hassas bir konu demiştim. Konunun
“sen popüler olamadın, kıskanıyorsun!” ya da “gerçekleri kabul et, zorlamanın anlamı yok” sularına çekileceğini bildiğim için bunu söylemiş ve ‘virüs bulaşması’ tehlikesine de bunun için işaret etmiştim. Buna inanmayanlar şu anda ‘sosyal medyada ünlü olmuş’ birilerine ‘sataşarak’ isterlerse kendileri test edebilirler. Örneğin bu hafta sosyal medya programına konuk ‘oldurulan’ nooboody adlı küçük kızın, gelen tepkiler karşısında ‘kıskanıyorsunuz beni, hepinizden zekiyim ve güzelim! :)’ tavrı açık şekilde ortadadır. Noobooody ve benzerleri (bu programa konuk olmuş ve olacak herkesi kast ediyorum) bu söylemden başka hiçbir şey bilmeyen, medyanın kitleleri şapşal eden ‘ünlü olmalısın!’ telkinini beslemesi için oraya ‘getirilen’ kişilerdir.

Konuya duyarlı kişilerden artık yavaş yavaş seslerini yükseltmesini bekliyorum.
“aman işim düşer, blogum var, sonra ben de onlarla papaz olurum” diye düşünmeye devam ettiğinizi de biliyorum. Vazgeçiniz. Korkacak bir şey yok. İnternet, sizsiniz. Siz olmadığınız sürece onlar var olamaz, sizin varlığınızdan para kazanamaz. Eğlenin, zaman geçirin, keyfinize bakın ama bu geri zekalılara ve 24 saat şeytani bir ustalıkla yönettikleri PR-Kriz Yönetimi oyunlarına yem ve yancı olmadan...

Unutmayalım; bu ülkede çok popüler olmak, çok yeteneksiz olmakla koşuttur.

Devam ederiz,
Bilge Karasu’yla bitirelim:

“İnsanlar, gitgide, istediklerine inanmakla yetindiklerini, düşünüp tartmayı, ölçünmeyi, olanı biteni görmeye çalışmayı yavaş yavaş bir yana ittiklerini daha fark etmiyorlardır belki de. Bunun farkına varmaya başladıklarında ise ortalık iyice kararmış olacak. Sabahları güneş yeniden doğar gibi olsa da, ortalık yeniden aydınlanır gibi olsa da, gecenin karanlığı bütün bütün dağılmayacak hiç.” (Gece, 9. Başlık)


1 pide, 1 ayran:

selen dedi ki...

çok hoşuma gitti yazdıklarınız. söyleme ihtiyacı hissettim...