Perşembe, Kasım 26, 2009

Bir film nasıl okunur?





Cevap: İdeal okuma mesafesi olan 25 cm'den.



hehea! şaka lan şaka.. bişiler yazcam da şimdi diil..ayrıca sherlock holmes gibi film izleyen delidir. salaklaşmayın..

Pazar, Kasım 08, 2009

‘The Matrix' filminde Cinsellik ya da Biseksüalite Dünyayı Kurtarabilir mi?

(Beni yazmaya sürükleyen bir film hakkında, film biter bitmez internet üzerinde sıkı bir araştırmaya girişiyorum. Aşağıda yazılanlar öyle umuyorum ki, The Matrix filmi hakkında internette İngilizce ya da Türkçe, henüz söylenmemiş olanları içermektedir. Öncesinde ‘The Big Lebowski: Tüm zamanların adamı.' adlı yazımı okumuş olmak, okuyucuya büyük rahatlık sağlayacaktır)









The Matrix. Vizyona girdiği 1999 yılından bu yana hakkında çok şey yazıldı, söylendi. Bunun başlıca nedeni bana göre şuydu: The Matrix sıkıştırılmış bir ‘felsefe’ harmanıydı. Her usta film felsefi kapılar açar. The Matrix, bir çok felsefi görüşü gövdesinde barındırarak sözü sonunda tek bir felsefeye getirmek gibi oldukça zorlu bir göreve soyunmuştur. Filmin bu özelliği üzerinden bir şeyler söylemenin filme haksızlık olacağı fikrindeyim. Zaten böyle bir işe kalkışmak yazarını neredeyse tüm felsefe tarihini kapsayan bir yazı yazmaya sürükler ki böyle bir yazı filmin berbat bir tekrarı olmaktan öteye geçmez.


The Matrix, bir devrim filmidir. İnsanoğlunun kendisiyle, düzenle ve onu yaratan insanla olan savaşını anlatır. Güzel, peki böylesine büyük bir işe soyunan bir film bize aşk, sevgi ve cinsellik üzerine ne söylemektedir? Ya da söylemeli midir? Kesinlikle. O zaman üçlü seride insana dair bu 3 majör kavram nasıl ele alınmıştır? Her şey sadece Neo ve Trinity arasındaki masum bir flörtten mi ibarettir?


The Matrix, bu üç kavramı da kullanmak şöyle dursun, bütün enerjisini bu üç kavramdan alarak büyür, devleşir. Neo’nun "yola çıkışı" şehvet'le başlar, aşkla sürer, sevgiyle rayına oturur ve yine şehvet'le sona erer. Bunu söylerken bir insanın ya da dünyanın yazgısının tamamen bu çizgiye bağlı olup olmadığını söylemiyorum, ama The Matrix
sanki bize bunu söylüyor...

Söyleyeceğim her şeyin yeni bir kapı açacağı korkusuyla, yalnızca bu sularda kalmaya özen göstererek bazı referanslar sunmayı deneyeceğim. Referansları sunarken bu kez mümkün olduğu kadar minimal davranmaya özen göstereceğim. Bunu, onların okuyucu tarafından da yakalandığı anda, film içine
ne kadar ustaca entegre edildiklerinin görülebilmesi açısından önemli buluyorum.

1- Neo bir şirkette yazılımcı olarak çalışmakta, geceleri ise hackerlık (sistemle savaş, savaşma ihtiyacı) ve uyuşturucu satıcılığı yapmaktadır.
(Örneğin; Pulp Fiction ve Boogie Nights filmlerindeki satıcıları hatırlayın)

























uyuşturucu

2- İnternette tanıştığı Trinity, uyuşturucu kullanmaktadır. Neo’ya ‘follow the white rabbit’ derken Alice Harikalar Diyarında adlı romanda işlendiği kabul edilen uyuşturucu kullanımına gönderme olduğu açıktır. Neo kendisinden uyuşturucu satın almaya gelen gruptaki (Trinity'nin arkadaşlarıdır) bir kızın omzundaki beyaz tavşan dövmesini gördüğünde Trinity’nin sözünü dinler, grupla birlikte bir partiye doğru ‘yola çıkar’.
 













3- Partide Trinity, Neo’nun kulağına şu sözleri fısıldar: “Please. Just listen. I know why you're here, Neo. I know what you've been doing. I know why you hardly sleep, why you live alone and why, night after night, you sit at your computer. You're looking for him.” Bu oldukça enteresandır. Trinity Neo’ya aslında Neo’nun biseksüel olduğu imasında bulunur. Elbette filmin bütününde olduğu gibi çoklu okumaya oldukça açık bir sözdür, ve çoklu okunmalıdır. The Matrix çoklu okunmalıdır. Filmin orijinal senaryosunda bu sözlerden sonra Trinity’nin sözlerine şu tonda devam edeceği yazılıdır: There is a hypnotic quality to her voice and Neo feels the words, like a drug, seeping into him. Trinity, Neo’yu hipnotize eder. Bunu zaten en başta bilgisayardaki yazışmalarında ‘olacakları önceden bilme’ yeteneğiyle sağlamıştır. 















4- Ajan Smith ile ilk karşılaştıkları sorgu odasında, Ajan Smith ve adamları Neo’yu iğfal eder. Yeri gelmişken, Neo’nun diğer tüm karakterler gibi sembolik bir karakter olduğunu söylemek isterim. The Big Lebowski filminde Dude’un sistemce öpülmesiyle buradaki iğfal koşuttur. Ancak unutulmaması gereken, yine The Big Lebowski’de olduğu gibi bunun sadece sembolik olmadığıdır. Neo’da cinsel anlamda ‘herkesin’ çekici bulduğu, sahip olmak istediği bir şeyler vardır. The Big Lebowski’de Dude’a olan bu ‘özlem’ heteroseksüelken, The Matrix’de Neo’ya karşı biseksüeldir.













iğfal öncesi












iğfal anı

5- Bir gece Trinity ve iki arkadaşı Neo’yu bir köprünün altından arabayla alırlar. Arabadaki ‘böcek çıkartma’ sahnesi aslında bir oral seks sahnesidir. Burada Trinity hem Neo’dan istediğini almış, hem Neo’yu Ajan Smith’den kurtarmış hem de Neo’yu baştan çıkarmış olur. Sahne Neo’nun şu sözleriyle sonlanır: Jesus Christ! That thing’s real?!


























spermler












orgazm







prezervatif

6- Neo, Morpheus'un gemisine ilk kez geldiğinde önce kendisine uyuşturucu verilir, ardından Morpheus'la cinsel ilişkiye sokulur.
Trinity
: "I got a fibrellation." (
fibrellation: Pathology. uncontrolled twitching or quivering of muscular fibrils.)
Apoc: "Target is almost there. Lock. I got him!"









































Cinsel ilişki sonrasında Morpheus: "Your muscles atrophied. We’re rebuilding them."


Filmin ilk yarısında Neo’nun hayatında meydana gelen önemli değişiklere alışması resmedilir.
Bu değişim: Şehvetle başlar, şehvetle sonlanır. İnsan bedeni bir hiçtir. Önemli olan insanın düşünceleridir, ruhudur. İnsanoğlu mutlak özgürlüğe kavuşmak için Matrix’in tüm kurallarını, dayatmalarını yıkmalıdır. Matrix’in en güçlü ve son kalesi ise janrdan (gender) öte, cinsiyet (sex) ayrımcılığı, dayatmasıdır.

7- LOAD + Combat Training

load: * noun. a dose of drugs; an injection of drugs. (See also loaded. Drugs.) : She shoots a load every day or two.

* n. a drug supply; a stash. (Drugs.) : If his load dwindles, he gets more easily.

* n.a large purchase of heroin. (Drugs.) : I've scored a load that'll last me a few days.

(www.dictionary.com'dan)















Neo gemide koltuğa oturduktan sonra 'LOAD' kelimesi çok kez ekranda görünür, üç filmde de ayrıca kullanımları mevcuttur.
Combat Training disc'i uyuşturucudur, ve Neo önce Tank (kardeşinin adıysa Dozer'dir) sonra da Morpheus'la yeniden ilişkiye girer.










uyuşturucu, loading

Sonrasında şu diyaloglara dikkat edilmelidir:

Morpheus: How is he?

Tank: 10 hours straight. He is a machine!
Neo: I know kung-fu.

Morpheus: Show me.
Hit me. If you can...



























Daha fazla detaylandırmak yerine olayın çatısını kurup orada bırakmak istiyorum. Özetle dikkat çekmek istediğim noktalar şunlardır:


1- Neo uyuşturucu satıcısıdır ve bir gün yüksek dozda uyuşturucu kullanmaya başlar, başlatılır.

2- Neo, Morpheus ve takımıyla cinsel birliktelik kurar, Morpheus’la aralarında sevgi bağı oluşur.

3- Neo'nun zaman zaman Ajan Smith’le de cinsel birliktelikleri olur. Şehvete ne Ajan Smith ne de Neo karşı koyabilmektedir. Şehvet, statü tanımamaktadır. Ajan Smith'in mütemadiyen
Neo'nun peşinde oluşu Neo'yu Matrix'e sokmak istemesi kadar, Neo'ya olan şehvetinden de kaynaklıdır.
4- Filmde yumruk yumruğa (herhangi bir silah kullanmadan) yapılan tüm dövüş sahneleri cinsellik içerir.

5- Trinity’nin Matrix’deyken kalbinden kurşun yarası alması, onun Matrix’den birilerine 'de' aşık olabileceği anlamına gelir.

6- Film, başından sonuna dek Neo’nun cinsel anlamda ‘çekici’ oluşu üzerinden şekillenir. Diğer tüm felsefi kuramlar bu ana yapı üzerinden izleyiciye aktarılır.

7- Serinin son filminin son sahnesi, barış sağlandıktan sonra Ajan Smith ve Neo’nun ‘hayvanca’ seks yaptıklarını gösterir. Trinity, ölmüştür. Yani aşk bitmiştir. Yani aşk diye bir şey yoktur. Aşk, ölümlüdür. Aslolan, şehvettir.
 












“Everything that has a beginning has an end.”


Poetika
Yaşadım da yoruldum, bir ağır-işçi gibi
Uyudum da uyandım, binlerce kişi gibi

Bana düşünmek vardı, payıma onu aldım
İşledim de işledim bir hüner-işi gibi

Horlandı, beğenildi; inandım, alınmadım
Yolun geleceğini çizdim, geçmişi gibi

Zor dönemler olmadı-değil, olsundu, oldu,
Ne koştum ne de durdum, kaçak gidişi gibi

Bu konuyu burada bırakıyorsam birden,
Olmasın diyedir bir şeyin bitişi gibi.

Özdemir Asaf


Bu referanslar Neo, Trinity, Morpheus ve Ajan Smith
arasında üç film boyunca süregiden aşk, sevgi, cinsellik, ihtiras, kıskançlık, ihanet bazlı ilişkilere bir ışık tutmak için yeterlidir diye düşünüyorum.

Ek:
Larry Wachowski (ortada), gaydir.


























Ek 2: Natural Born Killers vs The Matrix1994 yapımı, hikayesi Quentin Tarantino'ya ait bir Oliver Stone filmi olan Natural Born Killers'da Mickey ve Mallory'nin sistemle olan mücadelesi konu edilir. Mickey ve Mallory bu savaş için gerekli olan enerjilerini aşktan ve sevgiden alırlar. Film aşkın zaferiyle sonlanır. The Matrix'de ise; Neo her ne kadar yine gücünü Trinity'ye olan aşkından alır gibi görünse de, bu aşk günümüzde bilinen anlamından çok daha farklıdır. Neo'nun ruhu Trinity'ye ait olabilir, ama bedeni asla. The Matrix, sisteme karşı mücadele kadar Neo'nun ezberlenmiş aşk kavramıyla olan mücadelesini de anlatır. ,






Çarşamba, Kasım 04, 2009

burman studio

bir teenslasher filmi: Happy Birthday To Me - J. Lee Thompson (1981)

filmin oldukça başarılı olan makyaj efektlerini gerçekleştiren şirket ise: http://www.burmanstudio.com (Thomas R. Burman ilen Bari Dreiband-Burman)

'nip-tuck (çok) gerçek' diyenler için sitede bir de video mevcut...



Perşembe, Ekim 15, 2009

The Big Lebowski, bir okuma denemesi


Onlar ki toprakta karınca, 
suda balık, 
havada kuş kadar çokturlar; 
korkak, 
cesur, 
câhil, 
hakîm 
ve çocukturlar 
ve kahreden 
yaratan ki onlardır, 
destanımızda yalnız
onların maceraları vardır.
 
(Kuva-i Milliye Destanı, Nazım Hikmet)




"Bazıları Don Kişot, bazıları sadece Sancho Panza..."
Erkut Arcak (1971-2001)

Tüm sevgilerimle...


Giriş














Film, çölde rüzgarla sürüklenen bir çalı topunu takip eden görüntüler üzerinde bir anlatıcının sesinden ‘The Dude’un (Jeffrey Lebowski) hikayesiyle açılıyor. Çöl - Los Angeles ve Deniz Kıyısı rotasını izleyen çalı, bize filmin akışı hakkında çok önemli ipuçları veriyor. Doğal ve kurak bir yaşamdan (sanayileşmemiş/modernleşmemiş/kötü işlenmiş/vahşi batı/köy toplumu) başlayarak, Los Angeles caddelerine (modern dünyaya) oradan da denize (özgürlük, gerçek değil asıl yaşam) ulaşarak son bulan minik bir gezinti... 
















Dude’la tanışıyoruz. Bir süpermarkette (deniz kıyısı planının hemen ardından, izleyicinin karşısına çıkan ürünler, markalar, modern yaşam; Los Angeles) oldukça salaş ve rahat giysiler içindeki Dude’un (moda karşıtı, umursamaz, just a ‘Dude’) 0.65$ için çek yazarak bir karton süt alışına tanık oluyor ve çok kısa süre içinde Dude karakteri hakkında oldukça fazla bilgiye sahip oluyoruz. Anlatıcının Dude’un bir ‘anti-kahraman’ olduğuna yaptığı vurgu/övgü (‘Cause what’s a hero?’ starlık (stardom), hayranlık (fandom) ve kahramanlık/rol-modellik kavramlarına olan bu kısa sorgu filmde daha da derinleştiriliyor) ve kasiyer kızın Dude’un kılığını/varlığını yadırgayan bakışları televizyondan gelen George Bush’un Körfez Savaşı ile ilgili sözleriyle tamamlanıyor: ‘...with them all for a collective action. This will not stand. This will not stand, this aggresion against Kuwait.’ Filmin bundan böyle neden söz edeceğinin zemini hazırlanmış oluyor: İnsanın modern hayat karşısındaki ‘yaşama savaşı.’ (Human Nature vs. Modern Life)

Gelişme

Hikaye,
porno film yapımcısı Jackie Treehorn’un adamlarının Dude ile Jeffrey Lebowski (Big Lebowski) arasındaki isim benzerliği yüzünden (dezenformasyon, manipülasyon, cehalet) Dude'un evindeki halıya işemeleriyle başlıyor. Big Lebowski ve Jackie Treehorn sistemin en tepesinde bulunan ve devletle iyi ilişkiler içinde olan patronları/oligarkları temsil ediyor. Dude’u evine çağırdığında öğrendiğimiz üzere Big Lebowski’nin başkanı olduğu vakıf (foundation) ise belki de filmde metafor olarak kullanılmamış tek öğe. Oligarklar tarafından sıklıkla kullanılan ‘pislik örtücü’ (bir ‘halkla ilişkiler’ elemanı) işleviyle filmde yerini buluyor. Ortada hiçbir zaman olmayan 1 milyon $’ın (para, güç, zaaf, korku, kullanma aracı, boş vaad) varlığından şüphe edilen anlarda devreye girerek olan bitenleri karmaşık hale getiriyor.

Dude’un halısına işenmesindan sonra gelişen olaylar, kapitalizmin ‘insanı’ nasıl sömürdüğünü, özellikle de en berbat işlerini gördürmek için onu nasıl kullandığını anlatıyor. Kapitalizm, ‘kendi karısını geri getirmesi için’ (Bunny Lebowski) dahi insan kullanmayı seven ruhsuz bir canavar olarak ortaya çıkıyor (Dude: “you look for the person you benefit.-Lenin). En zayıf noktasından yakalanarak “Her life is in your hands” gibi insani bir sebebe inandırılan ve buna hayır diyemeyen Dude isyana ortak ettiği arkadaşları Walter ve Dooney ile beraber, tuzağa düşürülüyor. Onların ‘Fucking amateurs’ olmalarına ve bunu bilmelerine rağmen, kullanılmalarına engel olamıyorlar. Tecrübeleri, zekaları hatta Vietnam gazisi olmaları dahi ‘sistemin gücü’ karşısında çuvallamalarının önüne geçemiyor. Kaba kuvvet ise (bir motosikletliyi haklama planı, silahın yola düşerek kendi arabalarını vurması ve ağaca toslaması) isyan için yanlış bir seçim oluyor. İlerleyen zamanlarda bir şeylerin yanlış gittiğini fark eden Dude ise artık çok geç kalıyor, boynunda asılı olan ‘büyük telefon’ (Big Brother) sürekli çalıyor, Dude’u izliyor, Dude’u istiyor.


Dude’un evindeki halının yerine, Big Lebowski’nin malikanesindeki (çalının yolculuğundaki Los Angeles) halıyı alarak evine sermesi, öncelikle Dude için yaşama sebebi olan (üslup, onur, özgürlük, insan hakları vb.) kavramların üzerine sistemin işemesi anlamına geliyor. Buna baş kaldıran, kabul etmeyen Dude ise Big Lebowski’nin evindeki halıyı alarak kendi evine seriyor, böylelikle kendisini sistemden tüm gücüyle soyutlama çabasında olmasına rağmen, sisteme bir yerinden bulaşmış oluyor. Bu halıyı alarak evine sermesi, isyan anlamına geliyor ve bunu öğrenen sistem Dude’u yok etmek istiyor.


Şömine başındaki ikinci Lebowski-Dude konuşmasında, ister sağlıklı, ister engelli olsun, başarı/para/doğru/hedef/güç gibi kavramlara bağlı bir taş kafalı ile sadece yaşamaya çalışan bir ‘ahbap’ arasındaki diyaloğa tanık oluyoruz. Dude’un ‘bir erkeğin testislere sahip olması gerektiği’ yorumu ise erkek egemen dünyaya ve erkeğin tek baş edemediği/yok sayamadığı/söz geçiremediği kavramın/nesnenin penisi olduğuna dikkat çeker. Bunny'yi geri getirmek için yola çıkmasının altında da büyük ölçüde bu dürtü yatar. 


I vs. We.

George Bush’un televizyonda Irak’a karşı ‘kolektivist’ hareketi destekleyen konuşması, iş sisteme karşı olan savaşa geldiğinde tam tersine döner. Sistem; kardeşlik, dostluk, aşk, sevgi, beraberlik, birlik olmak gibi kavramları yıkarak varlığını koruyabilmek için, Dude’un özellikle ‘yalnızlaştırılmış birey' olmasını ister. Dude ‘we’ dediği her an, korkutularak sindirilir.


Bowling Salonu


Filmin büyük bir çoğunluğuna ev sahipliği yapan bowling salonu, halkın yaşam alanı oluyor. Bowling oynayanlar sistemce sömürülen, sürüleştirilmiş halkı, bowling salonu çalışanları işçi ve köylü sınıfını, hiçbir zaman bowling oynarken görünmeyen ama sürekli olarak salonda zaman geçiren Dude ise halktan, insanlıktan yana ve fakat onlar gibi olmayan, kendi dünyasını, üslubunu yaratabilmiş sıradışı bir kimliği temsil ediyor. Bowling toplarının sürekli yuvarlanması, labutları aynı şekillerde devirmesi (strike, tamahkarlık, küçük insanlar) halkça yaşanan hayatın oldukça sıradan, tek tip oluşunu anlatırken, labutları yerine koyan mekanik sistem (bkz. Charles Chaplin, Modern Times) ise tüm bu sıradanlığın arkasında/gizli insan yapımı (human-made) bir düzenin olduğunu anlatıyor. Bowling salonu, diğer bir ifadeyle, filmin başındaki çalının yola çıktığı çöl olmuş oluyor. 












































Sırasıyla: İşçi, tarlasını süren köylü ve sistemin çarkları

Pornografi

Filmde en önemli rolü üstlenen ‘pornografi’ kavramını doğru anlamamız filmin tüm örgüsünü ve karakterleri tanımlayabilmemiz açısından oldukça önemlidir. Pornografi kavramı, modern dünyanın sömürüsünün doruk noktasını simgeleyen güçlü bir metafor olarak filmde kullanılıyor. Porno filmlerde oynayan herkes sistemce ‘öpülen’ kişileri gösterirken, diğer kişilerin porno filmlere olan tüm tutum ve davranışları kişilerin bu sömürüye olan bakış açılarını ve sistemle olan ilişkilerini açıkça ortaya koyar. Örnekle; Dude, Jeffrey Lebowski’nin kızı olan Maude Lebowski’nin kendisine izlettiği porno filmdeki tamircinin gerçekten tamir yapacağını sanıyor. ‘Johnson’ nedir bilmiyor. Dude, porno nedir bilmiyor. Ama ‘fuck’ kelimesini de ağzından eksik etmiyor. Bu çarpıcı ayrım Dude’un aptal ya da saf olmadığını ve pornonun filmdeki anlamını açıkça gün yüzüne çıkarıyor. Aslında pornografi yerine buna pekala doğrudan ‘cinsel ilişki’ de denilebilir, zira filmde cinsel ilişkinin olduğu her yerde patron-köle ilişkisi vardır.



Karakterler


Bunny Lebowski. Jeffrey Lebovski’nin karısı. Nemfomanyak, para düşkünü bir gecekondu kızı. Zengin kocasından daha fazla para koparabilmek için bir porno film yapımcısıyla (Jackie Treehorn) anlaşarak kendisi için fidye istetir. (Kara para ilişkileri, para için her şeyi yapan insanlar)

Maude Lebowski. Jeffrey Lebowski’nin kızı. Bir gece aniden Dude’un evine adamlarıyla gelerek annesine hediye ettiği halıyı alır ve Dude’u ‘öper’. Dude’un ‘büyük penisi’ Maude’un onu ‘öpmesi’ için ona göre yeterli bir sebeptir. Maude, Dude’u iğfal eder. Daha sonra Dude’un spermlerini doktoruna kontrol ettirerek onaylatan Maude, Dude’dan hiçbir izin isteme gereği görmeden ondan spermlerini ‘alır’.

Maude karakteri üzerinden son yılların yeteneksiz, ahmak ve kokuşmuş sanat camiasına da ağır bir gönderme vardır. Maude ve benzerleri, feminizm dalgası üzerinde nereden geldikleri ve ne yöne gittikleri belirsiz kadın sanatçıları ve sadece kendilerine meşgale olsun diye sanatçı sıfatını (tıpkı Lebowski gibi ‘zor kullanarak’) taşımakla içlerindeki boşluğun önüne geçme sevdasındaki sanatçıların aslında birer taş kafalı olduklarını sert biçimde ortaya koyar.


Brandt. Jeffrey Lebowski’nin yardımcısı. Oligarkların dalkavuklarını (günümüz medyası, parti yandaşları vb.) simgeler. Brandt’in gay oluşuysa filmdeki pornografi kavramı ışığında ele alındığında, onun da ‘kendini öptürenlerden’ olduğunu bize gösterir.

‘Öpülmeyenler’ sadece oligarklar, devlet ve onun kolluk kuvvetleridir.
 














Jesus












Walter

Walter, Jesus ve Dooney. Halktan/çölden karakterler. Dünyayı şekillendiren ve sistemi besleyen iki majör kavram olan milliyetçilik ve din kavramları Walter ve Jesus karakterleriyle ele alınır. Dude’un bowling salonunda Jesus’un iyi oynadığını söylemesi üzerine, Walter’ın ‘Yeah, but he's a fucking pervert, Dude.’ demesiyle; ‘din’in bireyin tüm pisliklerini örtme amaçlı kullanılması, bireye büyük bir özgüven bahşetmesi, sosyo-ekonomik anlamda onu olduğundan daha üst bir seviyeye çıkarması (mor, şaşalı giysiler, din gösterişi, 'kitsch') durumları kusursuz bir biçimde özetlenir. (Jesus: ‘Nobody fucks with the Jesus’)


Walter ise, ‘milliyetçilik’ kavramının hayatta nasıl bir anlam kazandığını gösterir. Örneğin Walter, kahve içtiği cafede garsonu tersleme, yüksek sesle konuşma ve benzeri hakları büyük bir özgüvenle kendisinde bulur. Aşırı milliyetçi oluşu, Walter’u, zeki birisi olmasına rağmen, rasyonel düşünceden her zaman mahrum bırakır.
 
















Dooney the Good 

Dooney. Halk kanadının diğer bir üyesi, Dude ve Walter’ın arkadaşı. Dooney, sürüleşmenin ve korkaklığın getirdiği ahmaklaşmanın sembolüdür. Son derece saf ve iyi birisi olmasına rağmen bunlar bu düzen içinde hayatta kalabilmesi için yeterli değildir. Dooney, sistem karşısında kendisini geliştirememiş olmanın, rasyonel düşünceden uzak oluşunun faturasını
Authoban grubu üyeleriyle bir kavga sırasında (faşizm) hayatıyla öder. Varlığı, ancak öldüğünde hissedilir.

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı,
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür

(Meçhul Öğrenci Anıtı, Ece Ayhan)

The Good, the Bad and the Ugly vs. The Big Lebowski
Bu üç karaktere bakarak, Sergio Leone’nin The Good, the Bad and the Ugly filmine de bir gönderme olduğunu söyleyebiliyorum. Bu filmde ‘halk tarafından’ yok edilerek cezasını çeken karakter ‘The Bad’ olurken, The Big Lebowski’de belki de en ‘iyi’ olan Dooney yok edilen karakter oluyor. Sistem için ‘The Bad’ olan Dude ise hayatta kalıyor. İki filmi tersten bir mukayeseye sokabiliyorum.

Dude’un Rüyaları

1. rüya:














Yukarıda bahsettiğim, Maude’nin adamlarıyla Dude’un evine yaptıkları baskın sırasında Dude’un bir yumrukla bayıltıldığında gördüğü rüya. Bu rüyada Dude, Maude’yi Jeffrey’in malikanesinden aldığı ve üzerinde uzanmakta olduğu halının üzerinde uçarken görür. Kendisi de, uçarak değil yüzerek (ıslaklık-seks), kendisini takip etmektedir. Maude’den hoşlandığı ve o anki halinden de epey hoşnut oluşu suratındaki ifadede açıkça görülür. Ardından bir anda elinde beliren bowling topunun ağırlığıyla yere/karanlığa hızla düşüşü ve yüzünde oluşan panik ifadesi öncelikle Maude’yle arasındaki sınıfsal ayrımın bilincine erişine (zengin kız-fakir erkek), sonrasında Maude’nin kendisini ‘öpmesi’ ile yaşadığı ejekülasyon sonrası depresyona ve Maude’nin ‘işini bitirip çekip gitmesine’ işaret eder. Bu okuma ilk bakışta anlamsız gözükse de, yaşanan cinselliğin sembolik daha doğrusu yarı-gerçek olmasıyla anlam kazanır. Başka türlü Dude’un Maude’nin evine yaptığı birinci ziyarette, sperm kontrolüne gönderilmesi bir açıklığa kavuşamaz. Koyu bir ‘feminist’ olan Maude, diğer ifadeyle ‘erkeğe eş değer’ bir figür olan Maude, baygın halde yatan Dude’u ‘öpmeden’ oradan ayrılmış olamaz. Dude’un büyük penisine hayran olmuş, ve ondan bir çocuk sahibi olma ihtirasına bürünmüştür. Bununla beraber, Dude’un penisine söz geçirememesini yeniden hatırlar ve bowling oynayanların neredeyse tamamının erkek olduklarını da buna eklersek, feminizm vs. erkek egemen dünya bahsinde oldukça sıkı bir açılıma varırız.


2. rüya.




























İlk ‘rüyasında’ sadece Maude tarafından öpülen Dude’un ‘büyük namı’ kulaktan kulağa yayılmıştır. Porno film yapımcısı Treehorn’a yaptığı ziyaret sırasında gelen telefonda Dude’un kendisine ‘borcunu’ penisiyle ödeyebileceği bilgisi ulaşır (arayan yüksek ihtimalle Maude’dir, rüyada da yer alır). Treehorn’un gözleri parlar. Bu rüyada Dude artık Dude değil ‘The Dude’dür. Porno yıldızı yapılmış ve yüzlerce kadına ‘öptürülmüştür’.
Bu iki rüyayı destekler nitelikte üç metafordan daha bahsetme gereği duyuyorum: 
















Özel Dedektif Brother Shamus

1- Anlatıcı ve Brother Shamus-Dude Diyalogları


Bunny’nin ailesi tarafından Dude’u izlemekle görevlendirilmiş özel dedektif Brother Shamus ve filmde kovboy kostümüyle görünen anlatıcının Dude’a: ‘Bir şey söylememe izin ver. Tarzına hayranım. Her taraf adına da oynuyorsun.Herkesi idare ediyorsun. Mükemmel bir işçilik.+ Anlatıcı: Do you have to use so many cuss words?’ demeleri esasen tüm bu olan bitenler sırasında Dude’un mütemadiyen ‘öpüldüğünü’ ve ünlü bir porno yıldızı yapıldığının altını çizer. Dude, bu sözlere bir anlam veremez çünkü bundan haberdar değildir. Dude, ‘bilinçsiz’ (unconscious) ve oldukça da ünlü bir porno yıldızıdır.













White Russian.













Bira.


2- White-Russian vs. Bira


Film boyunca Dude’un elinden neredeyse hiç düşürmediği White Russian kokteyli sütle hazırlanmaktadır. Süt, beyazdır. Dude içkisini hazırlarken sütü koklar. İçtikten sonra bıyıklarında beyaz bir süt lekesi kalır. Barmenden bir keresinde “Give me a Caucasian" diyerek White-Russian ister. ‘Caucasian’ kelimesiyse ‘cocaine’ kelimesine fonetik olarak çok benzemektedir.


Bir önemi var mı? Bana kalırsa var. Paul Thomas Anderson’un Boogie Nights filminde porno film sektörünün perde arkası tüm çıplaklığıyla anlatılır. Bu sektörde ‘cocaine’, motordur. Dude’un bilincini yitirdiği anlar sıklıkla White-Russian içtiği anlara denk düşerken, Threehorn’un elinden içtiği White-Russian sonrasındaysa artık tamamen bilinçsizdir. Yanısıra, White-Russian, bu şekilde okunsun ya da okunmasın, filmin sürreal atmosferinin baş oyuncusudur. Dude’u diğerlerinden ayrıştıran, Dude’un sakin ve soğukkanlı karakteriyle özdeşleşen mükemmel bir art direksiyon unsurudur. Dude, sistemle başını belaya sokmadan önce yalnızca marihuana ve bira içmektedir. Sınıflar ayrımı-çatışması ve Dude'un 'değişimi' White Russian vs Bira+Marihuana (Çiçek Çocuklar, 68 kuşağı) ile sembolleştirilir. Filmin ‘fan’ları tarafından Dude’un resmi içkisi olarak kabul gören ve büyük sempati toplayan White Russian, ne yazık ki, Dude’un içkisi değildir. Filmin, ve her iyi filmin de işlediği ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ diskurunu destekleyen bir ögedir. Coen Biraderler, bir taşla çok kuş vurmuştur...
 















Oje.

3- Oje.


Bir sahnede Dude, bowling salonunda tırnaklarına oje sürmektedir. Dude’dan kesinlikle beklenmeyecek bu hareket bize oje kullanan diğer iki kişiyi anımsatır: Bunny Lebowski ve Jesus. Burada oje, çok öpülenlerin bir alameti farikası ve ‘zorla benzeşmek’
kaygısı (moda, marka tutkusu vb.) olarak yorumlanabilir. Dude oje sürdüğü esnada, bir porno yıldızıdır.


Final: Dude vs. The Dude vs. Nihilizm


Bitirirken, The Big Lebowski’de nihilist olarak nitelenen herkesin aslında nihilistlikle bir ilgilerinin olmadığını da eklemek isterim. Bunlardan Jackie Treehorn, ki nihilist olduğunu söyleyen Dude’dur, porno film yapımcısıdır, yani oligarklardandır. Nihilist olduğundan hiçbir şekilde söz edilemez. Yine filmdeki karakterlerce nihilist oldukları sanılan Authoban adlı eski müzik grubu, yeni porno film oyuncularının durumuysa Bunny Lebowski’nin durumuna denk düşer. İyi müzik yapmalarına rağmen piyasa müziği yaparak para kazanma hırsıyla sanatlarından ödün veren müzisyenlere benzerler. O kadar öyledir ki, grubun solistinin sevgilisinin ayak parmağını dahi keserler. Bizi burada ilgilendiren nokta, Dude’un ve arkadaşlarının bu kişileri nihilist sanıyor oluşlarıdır. Sebebi de ancak sıkı bir medya eleştirisiyle örtüşebilir. Evet; hiçbir şey, göründüğü gibi değildir.

Sosyo-ekonomik açıdan bakalım ya da bakmayalım, film bize Bunny’nin sistemin kollarına kendi arzusuyla (conscious) girmiş bir insan olduğunun da altını çizer. Devamla, Dude’un kaderi de tıpkı Fawn Kneutson’un Bunny Lebowski adını alarak iki anlamda da bedenen/fiziken/madden bütün bir varlığının (existence) kullanılması/becerilmesiyle uyuşur. Sistem, tuttuğunu ‘öper’. Dude da, ürünleştirilir, ‘The Dude’ olur. Yani sistemi en boşlayan/umursamayan/dışında kalmak isteyen kişi dahi, sistemden kendisini kurtaramamakta, bilinçsiz 
(unconscious) olarak da olsa kendini sistemin çarkları arasında bulmaktadır. ‘Bunny’ ile ‘The Dude’ arasında 'güzel insan' olmaktan doğan bir bilinç ayrımı vardır. Bu ayrımdan dolayı sisteme kendisini ‘öptüren’ Bunny bunu yalnızca para ve seks uğruna ‘bilinçlice’ yaparken, Dude, ‘bilinçsizliğinin’ kurbanı olmakta ve ‘öpülmektedir’. Buna da aldırmayanlar, işte onlar gerçek nihilistlerdir, ve her şeye rağmen ‘orada bir yerlerde olduklarını bilmek ve daha da çoğalacaklarını ümit etmek’: Güzeldir. 

(Dude: ‘Yeah man, the Dude abides.’)


Filmin başından sonuna dek kullanılan The Big Lebowski= Jeffrey Lebowski=Big Brother eşleşmesi filmin anlatıcısının kapanış sözleriyle gerçek anlamını bulur. ‘Big’ ünvanı, yüreği de penisi gibi büyük olan Dude’a ithaf edilir:

Dude, The Big Lebowski’dir.


DALGACI MAHMUT

İşim gücüm budur benim,

Gökyüzünü boyarım her sabah,

Hepiniz uykudayken. 

Uyanır bakarsınız ki mavi. 

Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;

Ben dikerim. 


Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;

Bir baş düşünürüm başımda,

Bir mide düşünürüm midemde,

Bir ayak düşünürüm ayağımda,

Ne haltedeceğimi bilemem.


Orhan Veli


Ek: The Big Lebowski, anlatıcının filmin başında söylediği üzere, Dude’un değil ‘The Dude’un hikayesidir. 'Öpülen Dude’un hikayesidir. Öyleyse filmin en başında evine gelen iki tane çapulcu gerçekten de Jeffrey Lebowski’nin koskoca malikanesine baskın için yola çıkmış olabilir mi? Akla yatkın değil... Dude siyasi geçmişinden dolayı, sistem tarafından oyuna getirilerek öpülmüştür. Süpermarkette 0.65$ için çek yazması ve çekin üstüne balina resmi çizmiş olması (bir sahnede küvette dinlediği albümün adı 'Song of the Whale'dir) sembolik anlam taşır. 'Şüpheli', anarşist bir şahıstır. Yok edilmelidir. Filmin ana hikayesi budur.



























Ek 2:














Dude, filmin sonunda yeniden bira içerken.

Ek 3: "Sistemler rasyonelleştikçe, insan irrasyonelleşiyor."
"Çağdaşlaşma her genç kızın başına gelmesi gereken şeyin, her genç erkeğin başına mutlaka ve inşallah gelmesi gereken süreçtir" - Ünsal Oskay.
Saygıyla...

Ek 4: Dude ve Walter'un, Dude'un arabasında buldukları 15 yaşındaki bir çocuğa ait olan ev ödevinden yola çıkarak, çocuğu hırsız sanarak evine gitmeleri ve ardından Walter'ın öfkeyle başka birisinin arabasını parçalaması, ve o kişinin de Dude'un aracını parçalaması, aslen Dude'un tıpkı Jeffrey Lebowski ile isim benzerliğinden ötürü başına gelenlere benzer. Dezenformasyon ve cehalet her zaman kaba kuvvetle ve hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Ve evet yine: Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
Ek 5: Paranoyak bir yaklaşımla; çocuğun babasının bir Western dizisi olan 'Branded'in senaristi Arthur Digby Sellers oluşu şöyle de yorumlanabilir: Maude'nin Dude'a izlettiği filmde olduğu ve Treehorn'un da dediği gibi 'porno filmler' oldukça gülünç senaryolara sahiptir. Bu yüzden sistem Arthur Digby Sellers'dan Dude için sıkı bir senaryo kaleme almasını istemiştir. Jeneriği Western karakterlerle hazırlanmış olan The Big Lebowski, Dude'un porno filmidir. Yazarı, Arthur Digby Sellers'dır.
Walter'ın dizinin hayranlarından oluşu ve Dude'un ise polis aracında Branded'teki şarkıyı söylemesi de buna eklendiğinde, yeniden sıkı bir medya eleştirisine varılır. Halk medya kanalı ile kandırılmakta ve öpülmektedir.
Ek 6: Yorumlarda bahsini ettiğim okumayı buraya taşıma gereği duyuyorum:
Jeffrey Lebowski ve ailesi de porno film yapımcısı olarak resmedilmiştir. Maude'un porno filmler konusundaki derin bilgisi bunu böyle düşünmek için yeterlidir. Maude, Dude'u test eden ve nakte çeviren figürdür. Film, oligarkların/sistemin halkı sömürerek/öperek kara para aklama hikayesi üzerinedir. Boogie Nights filminde de rol alan, Julianne Moore (Maude) ve Philip Seymour Hoffman (Brandt)'in filmde Dirk Diggler'a aşık oluşu The Big Lebowski'de aynı karakterlerin Dude'a aşık oluşu ile birebir benzerlik taşır, aynen tekrarlanır. Oyuncu seçimi tesadüfi değildir, porno film sektöründeki ilişkileri anımsatmak adına oldukça bilinçli bir tercihtir.

Çarşamba, Eylül 16, 2009

blogspot'a giremeyenler için...






giremeyenler için dedik apti!


hehea!



Cuma, Eylül 04, 2009

pom!















mesleklerine tam bir isim verilememesine rağmen meslektaş olan insanlar: mesut yar ile metin uca


Çarşamba, Ağustos 26, 2009

scan bilen

resimleri hala yandaki gibi bol beyaz alanla scan edenler olduğunu bilmek beni mutlu ediyor. napıyonuz la dosya kaadı mı koyuyonuz napıyonuz alta allan adamları??

Cuma, Ağustos 21, 2009

minikedi no:2

"hastır lan!"ın "ha siktir lan!" olduğunu anladığım andaki çocuk utancım. I love u!

('siktir lan'ı anlamak da apayrı bir meseledir mini bünye içün..)

Salı, Ağustos 18, 2009

17.08.2009 Radikal sf:15!




















Dünkü Radikal'in 15. sayfası muhteşem bir hataya ev sahipliği yapıyor sayın seyirciler. Editöre yazılan bir not olduğu tahmin edilen bu alt başlık uzun süre unutulmayacaktır diye umuyoruz. (hadi len..)

tıklarsan büyüyekoyar


Cuma, Ağustos 14, 2009

çorpa

Knorr'un bu yeni çorbası bambaşka imiş. Yöresel lezzet tamam ama isim hardcore? Ben bir de "Yeni Gelin Çorbası" bekliyorum kendilerinden. Ege dolaylarından..

Hadi!